 |
 |
|
SİNEMA KAÇINCI SANAT?
Sinemayı ‘Yedinci Sanat’ olarak kabul ederiz, ama bu konuda çelişkili görüşler mevcuttur. Örneğin 1914-1953 yılları arasında yaşamış edebiyat eleştirmeni Orhan Burian, sinemayı yedinci değil ‘Altıncı Sanat’ olarak tanımlar. Burian, dansı ve tiyatroyu ise sanat olarak benimsemez.
Sinemanın ‘Yedinci Sanat’ olarak tanımlanması konusunda hemen herkes hemfikirdir ama önceki altı sanat konusunda bariz bir karmaşa yaşanır. Yedinci sanat sinemanın kendisinden önceki altı sanatın bireşimini gerçekleştirerek yepyeni bir sanat haline geldiği söylenir de söz konusu sanatlar konusunda rivayet muhteliftir. Çeşitli kaynaklara bakıldığında şöyle değişik sıralamalar çıkar karşımıza: Resim ve heykel + Müzik + Tiyatro + Dans + Edebiyat + Mimari... Görüldüğü gibi bu kategorilendirmede, plastik sanatlardan resim ile heykel birlikte ele alınmış ama mimari ayrıca değerlendirilmiş. Doğrusu, pek ciddiye alınacak gibi değil. Bir başka sıralama ise şöyle: Resim + Heykel + Mimari + Dans + Müzik + Şiir... Hemen fark edileceği gibi, burada resim ve heykel ayrılmış, tiyatro devreden çıkarılmış, edebiyat ise şiire indirgenmiş. Bir diğer düşünceye göre de sinemadan önceki altı sanat, Resim + Müzik + Heykel + Edebiyat + Mimari + Tiyatro olarak sıralanıyor. Resim, müzik, mimari, heykel ve edebiyat (ya da şiir), yerlerini hep koruyorlar. Tartışma, dansın mı yoksa tiyatronun mu bunların yanında yer alacağı konusunda. Aslında sınıflandırma kadar sıralama da önemli. Örneğin ‘Dördüncü Sanat’ hangisidir, merak ediyorum... Ha keza birinciyi, ikinciyi de... Kendi adıma, ‘Yedinci Sanat’ kavramını ortaya atan ilk kişi olduğu iddia edilen, İtalyan asıllı Fransız sinema eleştirmeni Ricciotto Canudo’nun (1879-1923) sıralamasını da tartışmalı bulduğumu belirteyim. Canudo’nun sınıflandırma-sıralaması şöyle: Mimari + Müzik + Resim + Heykel + Şiir + Dans... Öncelikle günümüzde, hatta Canudo’nun yaşadığı 19. yüzyıl sonları ile 20. yüzyıl başlarında da kavramsal olarak ‘edebiyat’ın, çoktandır ‘şiir’in yerini almış olduğu kanısındayım ve meseleyi Aristo’ya kadar götürsek bile şiirden değil edebiyattan söz etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca, dans ile tiyatro seçiminde de kafam karışık sayılır... Çünkü, tiyatro da tıpkı sinemayı tanımladığımız gibi, kendisinden önceki sanatların bireşimi değil mi aslında? Hâl böyleyken tiyatro neden ana sanatlardan biri sayılmıyor? Sinema neden ille ‘Yedinci Sanat’ olmak zorunda? Tiyatronun da namusunu kurtararak, ‘Sekizinci Sanat’ olamaz mıydı mesela? İşin bu kısmı bir yana; başta da söylediğim gibi, ayrıntılar farklı olmakla birlikte hemen herkesçe kabul edilen nokta şu: İnsanlık tarihinde beliren altı sanat var ve bir de Yedinci Sanat olarak sinema var. Oysa, ülkemizin deneme ve edebiyat eleştirisi tarihinde önemli izler bırakmış olan, ne yazık ki genç sayılacak yaşta hayata veda eden Orhan Burian’a (1914-1953) göre sinema yedinci değil, ‘Altıncı Sanat’! Burian, çok iyi eğitim almış, dil bilen, Avrupa görmüş bir aydın ve döneminin önde gelen, sözü dinlenir entelektüellerinden biri olmasa, “Buyrun buradan yakın!” ya da “Unutmuştur...” denilip geçilecek bir iddia olarak kalabilirdi ama öyle değil; Burian’ın vurgusu ciddiye alınacak, en azından nedeni niçini konusunda merak uyandıracak cinsten. Orhan Burian, 1937’de yazdığı “Sinema Üzerine” adlı makalesinde (Yayıma hazırlayan: Vedat Günyol, Cem Yayınevi, 1993) aynen şöyle diyor: “Bu yüzyılın başından beri altıncı bir sanat kendini, resim, mimarlık, heykel, müzik ve şiir sanatlarının kurduğu beşler kuruluna kabul ettirmek çabasındadır. Biz, insan aklının bu yeni yaratığına sinema adını veriyoruz.” Yazar, açıkça ‘Beşler Kurulu’ndan ve ‘Altıncı Sanat’tan söz ediyor, listesinde de dansa ve tiyatroya yer vermiyor. Burian’ın 1932-1936 arasında İngiltere’de yaşadığı ve Cambridge’de öğrenim gördüğü akla getirildiğinde, bu tasnifte dönemin İngiliz sanat çevrelerinin etkisinde kalmış olabileceği düşünülebilir. Öyle veya böyle; Burian’ın ‘Yedinci Sanat’ tanımından habersiz olabileceği ve tümüyle kendince bir sıralama yaptığı, pek inandırıcı gelmiyor bana. Yani bence bilinçli bir tanım bu. Yazıda hayli ilginç satırlar var... Örneğin, “Bu gençliği yüzünden olacak ki, sinema bir sanat olmak onuruyla, daha hak ettiği ilgiyi görmemiştir. Onu eleştirenler, kolaylığını bayağılık gibi gösteriyorlar. Sinemanın amacı, onlara göre, seyircileri hiç düşünmeye zorlamadan, anlaşılmaktadır. Bay Peyami Safa, ‘zekâmızın merkezini uyutarak sathını oyalar’ diye suçluyor” diyor Orhan Burian. Devamında, ‘eskiye bağlı’ kişilerin (Peyami Safa gibi), sinemayı, ancak tiyatro için kullanılabilecek ‘tiyatro ölçülerine’ göre eleştirdiklerini belirten Burian, sinemanın bir sanat olarak küçümsenmesinin hangi ‘eksik görüşlerden’ kaynaklandığını da anlatıyor. Denemeci-eleştirmen, yazısının ortalarında tiyatrodan ‘tiyatro sanatı’ olarak söz ediyor ama çok belli ki gönlü ve aklı sinemadan yana... Üstelik altı sanat arasında çoğunlukla yer değiştirerek yer verilen tiyatro ile dansın ikisini birden liste dışında bırakmakta tereddüt etmiyor. Kıssadan hisse... Yedinci Sanat, önceki altı sanat, Beşler Kurulu, tiyatro mu dans mı? Pek de düşünmeden kullanageldiğimiz ‘Yedinci Sanat’ tanımı bile gerisinde epeyce fırtına barındırıyor anlaşıldığı üzere. Bay Peyami Safa’nın sinemaya yönelik suçlamalarına da bir ara yer veririz nasıl olsa... Haftaya görüşmek üzere. Sinema salonunu en son siz terk edin!
(arkapencere.com internet dergisinin 30 Temmuz 2010 tarihli sayısında yayımlanmıştır.) |
|
|