|
GELİN CANLAR BAŞKALDIRALIM: NE TÜR BİR İNSANLIK?
Bir yönüyle, “Matrix” filmindeki Neo karakteri gibi, hepimiz günlük yaşam içinde anonim bireyleriz. Herkes gibi kişisel kaygılarımız, günlük bireysel yaşamımızı sürdürme çabalarımız, kendimiz ve yakınlarımız için gelecek beklentilerimiz var. Varoluşun günlük ve “doğal” gerçekliği bu… Ama aynı zamanda… Neo karakteri gibi, hepimiz, herhangi bir olay, herhangi bir işaret ya da herhangi bir sesleniş karşısında derinden etkilendiğimizde, belli bir kolektif amaç için “seçilmiş” bir birey olma kapasitesine sahip varlıklarız. Çünkü... Filmdeki temel karakter Neo’nun yaşadığı öznel süreçte gördüğümüz gibi, önemli olan; insanın herhangi bir dış nedenden, sahip olunan sosyal statüden, omuzlardaki apoletlerden, üzerine oturulan koltuklardan, kapılan köşelerden dolayı, insanlık adına belli bir kolektif görev için "seçilmiş" birisi olduğunu iddia etmesi değildir. Önemli olan… Tanrıların zar atması gibi, bu herkese seslenen rastlantısal “seçilmişlik vahisini” duyduktan, hissettikten sonra başlayan içsel-öznel süreçte kararlı olmak, bu öznel angajmanı tüm nesnel-duygusal-rasyonel engellere rağmen inatla sürdürebilmektir. Zira… Filmdeki farklı sosyal konumlarda ve etnik yapılarda olan tüm diğer karakterlerin gösterdiği gibi, herkese hitap eden “Adalet!”, “Vicdan!” Özgürlük! Eşitlik! gibi evrensel seslenişler karşısında, herhangi bir insan, herhangi bir başka insanla sosyal, ekonomik etnik, ulusal fark olmaksızın tamamen eşittir. Descartes, bu tür eşitliği yeryüzündeki insanların kendi arasında varsaymaktan öte, göklerdeki Tanrılarla insanlar arasına dek yükseltir. Çünkü… Hepimiz, kim olursak olalım, yaşamımızın herhangi bir anında, “Adalet!” Özgürlük, Eşitlik! Barış! gibi tüm insanlığa yönelik evrensel seslenişler karşısında, bir insan olarak belli bir durumun öznesi haline gelme kararı verme ve bu öznel angajmana her şeye rağmen sadık kalarak davranma kapasitesine sahip varlıklarız. “Matrix” işte özünde insanın bu varoluşsal paradoksunu işlemektedir. Sorduğu temel soru budur… İnsan duyarlılığını ve aklını köleleştiren zeki-militarist makinelere boyun eğen enerji bataryaları olarak mı yaşayacağız? Yoksa günlük beklentilerin ötesinde, bir an da olsa, tüm insanlık adına Adalet! Vicdan! Eşitlik! Özgürlük! diye haykırıp başkaldırarak, her insanın kapasitesinde olan, o Tanrılara özgü öznel ölümsüzlüğe mi ulaşacağız? Filmin yanıtı ise: Seçim hepimizin, özgür ve eşit bireylerin, der. Yani… Tüm yeryüzü insanlarının. Özellikle de bu güzel ve çılgın topraklarda… Pir Sultan Abdal’ın tüm insanlığa evrensel bir sesleniş olarak “Gelin Canlar bir olalım, özü öze bağlayalım, sular gibi çağlayalım, bir yürüyüş eyleyelim, kula kulluk bitisin artık, bu keşmekeş bitsin artık…” dediği gibi… Seçim, adalet, özgürlük ve eşitlik yolunda yürüyen tüm insanlığın. METİN GÖNEN |