SİYAD
Sinema Yazarları Derneği
07 Eylül 2010 Salı
Haberler Tüm haberleri görmek için tıklayın
GELİN CANLAR BİR OLALIM: NE TÜR BİR TOPLUMSAL BARIŞ?

"Gran Torino", Platon’un “Devlet”, Aristoteles’in “Politika” adlı eserlerinden beri toplumların ve politika sanatının temelinde olan bir soruyu, sinemanın özgünlüğüyle soruyor:
Farklılıklara rağmen, nasıl bir arada yaşamalı?
Bir arada yaşamak için, nasıl bir toplum öznelliği yaratılmalı?
Toplumsal barış için ne tür bir kolektif algı oluşmalı?

Film, tüm insanlığı ilgilendiren bu evrensel soruları, daha da özelde Amerikan ulusunun kuruluş efsanesini işleyen western türünün geleneğiyle de ilişkilendirerek güncelliyor:
Küreselleşme çağında bir ulusa ve bir uygarlığa ait olmak ne anlama gelmektedir?
Bilginin, metanın, paranın, insanın serbest dolaşım dünyasında, aidiyetin anlamı nedir?
Küreselleşme çağında ne tür bir yurttaşlık öznelliği ve ulus-uygarlık figürü yaratılmalıdır?

Film, senaryonun kurduğu dramatik yapı içinde formüle ettiği bu temel politik sorulara, kendi sinematografik fikirleriyle yanıt veriyor. Walt ve Thao karakterlerinin tiplemesi ve bu iki temel karakterin kurgusal evrende karşılıklı etkileşim içersinde geçirdikleri öznel dönüşüm süreci, filmin bu konudaki sinematografik yanıtını oluşturuyor.
Bir Amerikalı olarak ötekiler üreten milliyetçi-ırkçı bir egemen ulus-uygarlık figürü olan yaşlı Walt, Uzak Doğu kökenli genç Thao’nun silahlı çeteler karşısındaki mağduriyetini kendi davası olarak içselleştirerek, özünde kendi hastalıklı ağlısını ve ırkçı figürünü dönüştürecek olan öznel süreci tetikliyor.

Amerikan uygarlığında yaşayan bir yabancı-öteki genç figürü olarak Thao da, Walt’un kendisiyle ilgilenerek başlattığı “yaşamı algılama-emek harcama-öğrenme” süreci sonucu ergenlikten olgunluğa doğru bir özgürleşme, bir öznel gelişim gösteriyor ve çoğulcu bir ulus-uygarlık figürü olarak ırkçı Walt’tan sonra Amerikan mirasını devralmaya hak kazanıyor. Filmin kurgusal evreninde herkesin peşinde olduğu Amerikan rüyasının sembolü Gran Torino adlı arabayı da miras olarak almak dâhil Thao her şeyi sırtlayabilecek bir evrensel-çoğulcu olgunluğa erişiyor…

Film, bu iki temel karakterin karşılıklı etkileşim içinde yaşadığı öznel dönüşümü seyirciye çarpıcı bir şekilde anlatmak için westerne özgü epik atmosferin, “burlesque” filmlerin komik tonuyla dengelendiği sempatik bir kurgusal evren ve güven ilişkisi yaratıyor.
Bu samimi evrenin açılışında, Walt, hikâyenin dramatik gelişiminin ve mizansenin etrafında organize olduğu temel karakter ve anlatım odağı olarak karşımıza çıkıyor. Kaybettiği eşinin cenaze töreninin yapıldığı Kilisedeki sahne, onun gözleminden ve onun duyma odağından yapılandırılıyor.
Bu durumda, hem görme-duyma-anlatım odağı temel karakter olarak kendisiyle özdeşleştiğimiz, hem de eşini kaybeden bir insan olarak acısını paylaştığımız Walt ile birlikte gözlemlediğimiz iki oğlu, oğlunun eşi ve torunları Walt’un acısını paylaşmaktan uzak, ilgisiz, itici karakterler olarak görünüyor.

Filmin ilk açılış sekansında yerleştirilen bu izlenim, tüm davetlilerin Walt’ın evine başsağlığı için toplandığı sekansta altı çizilerek netleştiriliyor. Walt, Kore’de savaşmış madalyalı eski bir asker olarak, yaşlı bir western kahramanının sert ve alaycı duruşuna ve ırkçı tutumuna rağmen, aynı zamanda seyircinin gözünde insancıl ve sempatik birisi olarak karakterize ediliyor. Ama oğulları ve torununun gözünde Walt, mirasına sahiplenilmesi için ölmesi beklenen yaşlı, inatçı ve aksi bir adam olarak algılanıyor. Walt’un torunu Gran Torino’yu ya da kanepelerden birisini kendisine miras bırakmasını daha kendisi ölmeden önce doğrudan isteme ukalalığını gösterebiliyor.

Film, Walt’un oğullarının ve torununun bu itici ve çıkarcı yaklaşımının çok net bir tipleme operasyonu ve çok açık bir mizansen ile altını çizerek seyirciye aktarıyor. Legal mirasçıları olmalarına rağmen, film, herhangi bir emek harcamadan Walt’un mirasını elde etmek isteyen bu Beyaz Amerikalı aileyi daha baştan kesin bir şekilde seyircinin gözünde eliyor.
Filmin kurgusal evreni yapılandıran ve tüm karakterleri yerleştiren sunum aşamasındaki net fikri şu:
Eğer Walt’ın mirasında devralınacak bir şeyler varsa, temsil ettiği ulus-uygarlık figüründen hala geleceğe bir şeyler kalacaksa, bunu devralmayı bu çıkarcı-faydacı Beyaz Amerikalı aile hak etmemektedir.
Walt’un oğulları ve torunları olmalarına rağmen, anlatılan hikâyenin onlarla pek işi olmayacaktır; bayrağı devralma sürecinde daha baştan adaylıktan elenmektedirler. Bu kurgusal evrende, bu dramatik hikâyede Amerikan toplumunun yenilenmesi geleneksel mirasçıları tarafından olmayacaktır.

Toplumda yeni bir soluk aranmaktadır…

Bu nedenle kamera ve Walt, dışarıya yani evin önündeki bahçeye çıkar ve yandaki evde oturan komşularına döner yüzünü. Walt’ın ve seyircinin bu kurgusal evrende komşu olarak gördüğü, Uzakdoğulu bir ailedir. Bu komşu aile; farklı bir uygarlık figürü, yeryüzünde farklı bir ikamet etme hali, yaşamla farklı insani değerler sistemi içersinde ilişki kurma fikridir. Bu ailenin en genci olan Thao ile yaşlı Walt arasında, farklılıkların şoku tarzında beklenmedik bir karşılaşma olur ve ikisi için de uzun bir öznel-içsel sorgulama süreci başlar.

Filmde çeteler dâhil, herkes Amerikan rüyasının sembolü Gran Torino’nun peşindedir. Thao’da bir çetenin baskısıyla arabayı çalmak için bir gece Walt’ın garajına girer. Walt gürültüye uyanır ve silahını kaptığı gibi garaja koşar. Tüfeğini doğrultur, ama ateş edemez. Thao öylece korku içinde donup kalmışken, Walt, parmağı tüfeğin tetiğinde öfkeden gerilmiş yüzüyle bir vicdan mücadelesi verir. Garajın asma lambası havada sallanırken Walt, elinde tüfek dünyanın başına bela olan militarist bir ulus-uygarlık figürü olarak bir karanlığa gömülür, bir aydınlığa çıkar. Sonunda yere düşer ve karanlık geçmişinin hastalıklı bir biçimde geri gelişi gibi, kan tükürmeye başlar. Walt, Thao ile bu beklenmedik karşılaşmada aslında kendi geçmişi ve vicdanıyla yüzleşmektedir. Walt için (daha sonra kendi ağzından açıklayacağı gibi) Kore Savaşı’nda öldürdüğü gençlerin vicdan muhasebesi süreci başlar.

Thao ise, çetelerin de zorlamasıyla, arabayı çalmak, yani Amerikan rüyasının mirasına emek harcamadan konmak istemiştir. Walt, ona bunu hak etmesi için emek harcaması gerektiğini öğretecektir. Bu öğrenme süreciyle Thao için, aile ve toplum içindeki mağdur öznelliğinden çıkma, olgunlaşma ve özgürleşme yönünde bir öznel dönüşüm süreci başlar.

Walt için ise süreç, geçmişin ötekiler üreten ırkçı, militarist, dünyaya müdahaleci hastalıklı figüründen kurtulma doğrultusunda yaşanan bir içsel-öznel dönüşümü ifade etmektedir. Walt’un Thao’nun farklılığıyla karşılaşması, onu çetelerin baskısından kurtarmaya karar vermesi, onun davasını içselleştirip kendi kişisel davası yapması, özünde Walt’un kendi kendisiyle ve kendi ırkçı-militarist geçmişiyle olan tarihsel-imgesel ilişkisini değiştirme sürecini yaşamaya başlamasına neden olur.
Walt’un çetelerle mücadelesinde, bir western kahramanı gibi şiddetle çeteleri yok ederek değil, tersine kendi militarist-ırkçı arkaik figürünü fiziki ve sembolik olarak yok ederek çetelerin silahlı baskısına son vermeyi başarması anlamlı bir sinematografik yanıttır.
Çünkü bu radikal değişim, farklılıklara tahammül edemeyen, ötekiler ve çeteler üreten yaşlı ve hasta bir egemen ulus figürü-olarak kendisini yok etmesinin sinematografik anlatımıdır.
Çünkü bu sinematografik ihtilal, Kore’de gençleri kürekle öldürmenin vicdan azabını Thao’ya itiraf eden Walt’un ırkçı, militarist geçmişini kendi öznel dönüşümünü yaparak, fiziki, sembolik ve vicdani olarak arınmasının adaletidir.
Çünkü Amerikan uygarlığının bir geleceği olacaksa, bu ulus-uygarlık kendini kurtaracaksa, bunun yolu bu öznel ihtilalden geçmektedir.
Çünkü bu ne ırkçı bir intihar, ne de kurtarıcı bir Mesih tutumudur; bu, sadece bir demokratik öznellik, bir ortak-insanlık paydası yaratma sürecidir.
Bu süreç, “farklılıklara rağmen toplumsal bir barış içinde nasıl yaşamalı” temel politika sorusuna, kurgusal-sinemasal bir yanıttır.

Bu sinematografik yanıt, artık en yakınındaki komşusu Uzakdoğulu, hastanelerindeki hemşireleri Afrikalı, doktorları Asyalı, bekleme salonundaki hastaları Hindistanlı olan bir farklılıklar mozaiği halindeki Amerika’nın insani zenginliğini görmeye başlayan Walt’ın demokratik ortak-insanlık gerçeğine doğru öznel dönüşüm sürecidir.
Bu öznel-fikirsel mizansen, Thao’nun silahlı çetelere karşı haklı davasını içselleştirerek herkese açık bir ortak-insanlık paydası, çokluk içeren evrensel bir demokratik toplum öznelliğinin önünü açmak için öncelikle ötekiler üreten kendi hastalıklı arkaik ırkçı ulus figürünü dönüştürme sürecidir.

Bu öznel ihtilal; başkası için eşitlik, özgürlük ve adalet istemenin, özünde bireylerin ya da toplumların kendi öznelliğini demokratik bir biçimde yeniden yapılandırabilme şansının evrensel politik yoludur.

Bu kurgusal-sinematografik dönüşüm süreci, mağduriyetten çıkarak kendini bir çoğulcu ve evrensel bir toplum-uygarlık öznelliği olarak yeniden yapılandıran Thao’nun, filmin sonunda, Gran Torino’nun direksiyonuna geçerek western filmlerindeki gibi tüm toplum için gelecek vaat eden açık bir ufka doğru ilerleyebilme olasılığının demokratik koşuludur…
Bu öznel-kurgusal ihtilal; bilginin, metanın, sermayenin, insanin serbest dolaşımıyla küresel bir köy haline geldiği söylenen yeryüzünde, inatla ötekiler üreten mahallî özdekselliğinin sınırları içine kapanan tüm kimlik politikalarının tek toplumsal-politik öznellik olarak dayatıldığı ülkelerde, ortak-insanlık paydasının eşitlik, özgürlük, adalet gibi evrensel değerler üzerinde oluşturulması için gerekli olan demokratik bir süreçtir.
Yani…
Farklılıklara rağmen nasıl bir arada barış içinde yaşamalı, sorusuna yanıt öncelikle temel bir seçimden geçmektedir.
Bu çılgın topraklar dâhil…
Irkçı ve linççi bir tutumla “Gelin işgal edelim, gelin linç edelim, gelin öldürelim, gelin yakalım, gelin asalım, gelin basalım” şeklindeki histerik savaş çığlıkları ve öfke seli mi?
Yoksa…
Pir Sultan Abdal’ın, tüm farklılıklara rağmen, bilgece "Gelin canlar bir olalım" şeklindeki seslenişinde ifadesini bulan ve bu topraklarda hep birlikte barış içinde yaşamanın evrensel yolunu işaret eden eşit ve özgür bir demokratik ortak-insanlık öznelliği yaratmak mı?
Seçim hepimizin…
Bu güzel ve çılgın ülkede yaşayan tüm özgür yurttaşların…
METİN GÖNEN