 |
 |
|
DANS EDEN ÇOCUKLAR
Bir yönüyle, “Billy Elliot” filmindeki küçük Billy’nin ailesi gibi, hepimiz hiç bir umudun kalmadığı durumlarda bulunabiliriz. Kömür madenleri kapanmaktadır. Demir Leydi, kömür üretimi artık karlı değil, demektedir. Genel grevin çıkışı yoktur. Bölgenin tüm madenci aileleriyle birlikte topyekûn bir sektör ölmektedir. Durum umutsuz ve karanlıktır… Ama aynı zamanda, küçük Billy gibi, hepimizin içinde saf bir potansiyel güç olarak uyuyan enerjik bir çocukluk vardır. Nietzsche’nin aslan kükreyişinin cesaretinde sonra geldiğini söylediği bu saf enerji anlamındaki “çocuk oluş” gücü, hepimizin içinde bir gün bir tetikleyici olayla uyanmayı ve salt yaşamda kalma savaşına indirgenen umutsuz bir varoluşun derin karanlığını yırtıp atmayı beklemektedir. Billy, okul jürisi önünde, bu gücü şöyle tarif eder: Dans ettiğim zaman, saf bir elektrik enerjisiyim; sadece durmaksızın uçan bir kuş gibiyim. İşte o zaman, etrafımda her şey değişiyor. Evet, Billy, 12 yaşında öksüz bir çocuktur. Anneannesi hafızasını kaybetmiştir. Babası ve ağabeyi grevde; mahallesi polisin işgali altındadır. Tüm ailesi derin bir karanlığa gömülmüştür. Oysa Billy, öfkelendiğinde, tepeden tırnağa saf bir enerji gibi dans eder işgal altındaki sokaklarda… Madenler artık karlı değildir, kapanmaktadır; ama o, ışıl ışıl yanan, aydınlatan saf bir elektrik enerjisi gibi dans eder üzgün evlerin damlarında. Annesi yaşamda değildir; annesini hatırlar. Üzülür. Dans eder… Maddesiz saf bir enerji gibi… Babası, ağabeyi dans etmesini istemez. Sinirlenir. Dans eder… Sevinçle kanatlanıp uçan küçük bir kuş gibi… Mutlu olur. Zira Billy, dans ettiği zaman çıkışsızlık ve umutsuzluk içinde tıkanmış olan ailevi ve sosyal ortamın üzerinde aşkın bir jest, ayrıksı bir tavır ve durum haline gelmektedir. Filmin sonunda grev biter işçiler madene geri döner. Ama madenler kapanacaktır. Başları önündeki üzgün işçileri yerin altına, kapitalizmin karanlık rasyonalitesine taşıyan asansör bir tabut gibidir. Asansör kadrajın altına yavaş yavaş inerek işçileri bir mezara benzeyen karlı olmayan bu kadük madene, yerin altına gömer. Oysa Billy, saf elektrik enerjisi halindeki bu 12 yaşındaki çocuk vücudu, hala sevinçle uçan bir kuş gibi dans etmektedir ve bu umutsuz, bu karanlık atmosferi enerjik, mutlu çılgınlığıyla yırtıp geçmektedir. Billy, madenci babasının, ağabeyinin ve tüm mahallesinin kasvetli durumunu çılgın vücudunun enerjisiyle dönüştürür; onları başka bir kolektif mücadele için dayanışma içinde bir araya gelmesini, polis işgalinin etten ve kalkanlarda oluşan barikatını yarıp geçmesini, dünyaya yeniden açılmasını sağlar. Zira filmin ifade ettiği gibi, her şeye rağmen Dans Eden Çocukların anlamı sadece şudur… “Dans Eden Çocuklar”, hepimizin içindeki saf ve maddesiz enerjilerdir. Ne zaman günlük yaşam zorunluluklarının umutsuz ve çıkışsız durumları içinde bulunursak; İçimizde kütlesiz bir enerji gibi “Dans Eden Çocuklar” hemen aşkın bir öznel jestle kendi kendimizin üzerine çıkma, kendi kendimizi aşma kapasitesi olarak harekete geçebilirler… Umutsuz ve çıkışsız durumların gerçekliği içinde, bu öznel jestin aşkın etkisi, güzel bir kurmaca film gibi reeldir… METİN GÖNEN |
|
|