SİYAD
Sinema Yazarları Derneği
07 Eylül 2010 Salı
Haberler Tüm haberleri görmek için tıklayın
SAVAŞTA ÖLEN ÇOCUKLARIMIZ HEPİMİZE SESLENİYOR

Uğur, Ceylan, Serap, Buse hepimize, tüm insanlığa sesleniyor.
Bir çocuğun ölümü, kabul edilmezlik işareti taşıyan bir olaydır.
Vücudu kurşunlanan, hayalleri yanan, umutları parçalanan bir çocuğun ölümü ise, evrensel bir haksızlıktır.
Bir çocuğun kabul edilemez haksız ölümü, tüm kozmik akışı olağan yatağından çıkaran bir ilkesel şok yaratır.
İnsanı bir anda günlük yaşamın güvenli sıradanlığından ve doğal egoizminden şiddetle koparıp alır.
Yaşamları düşünsel ve mekânsal olarak kendisinin dışına çıkmaya çağırır.
Bu, gündelik akıntılara kapılan bir sürüklenmenin yerine, bakışın özgürleşeceği yerlere doğru aykırı adımlarla inatla yürümeye bir davettir.
Yaşam bundan böyle bu topraklarda eskisi gibi sürüp gitmez, der.
İşte asıl mesele, bu evrensel seslenişe kulak vermek, onu içselleştirmek ve bu öznel süreçte sadakatle yürüyebilmektir…
Uğur, Ceylan, Serap, Buse savaşta ölen tüm çocuklar adına, sonsuzlukta çınlayan haykırışlarıyla hepimize seslenmektedir:
Bugün bakışımızın özgürleşeceği yer, çocukların düşlerinin sağır patlamalarda parçalandığı yerdir.
Bugün adaletin tecelli edeceği yer, bir annenin çocuğunun dağılan organlarını eteğine toplayarak ağıt yaktığı yerdir.
Bugün, barış ve gelecek umutlarının yeşereceği yer, beklenmedik patlamalarla parçalanarak, aleve alev yanarak, körlemesine gelen bir çivinin kalbine çakılmasıyla yaşamdan ansızın ayrılan çocukların seslerinin sonsuzluğa dek çınladığı yerlerdir.
Uğur’un Kızıltepe’deki evlerindeki, Ceylan’ın Lice yaylarındaki, Serap ve Buse’nin İstanbul sokaklarındaki kabul edilmez haksız ölümleri özde bizi şuna çağırıyor:
Hepimiz, bu beklenmedik parçalanmaların, alev alev yanmaların, yüreklere saplanan acıların şiddetiyle kendimizin dışına fırlatıp atmalıyız kendimizi…
Yaşamda uygun adımlarla yürümek yerine…
Bu evrensel, acılı seslenişlere kulak veren, aykırı giden, öznel ihtilaller yapmalıyız.
Yani…
Ortak insanlık temelinde bir arada yaşayan eşit ve özgür bir toplum öznelliği yaratmak için, önce kendi kendimizin dışına inatla çıkmalıyız…
Kendi ülkemizdeki bir “yabancı” gibi, kendi dışımıza zihinsel-imgesel-duygusal olarak çıkıp ısrarla yürümeliyiz.
Gelip-gidip görmeliyiz…
Bu evrensel haksızlıkları kendi yaşamımızın kaygısı yapıp, önce kendimizden, kendi ağır kimliksel özdekselliğimizden özgürleşmeliyiz.
Delinen, yanan, parçalanan çocuk vücutlarını ve gelecek umutlarını tüm annelerle-babalarla beraber Lice yaylarında ve İstanbul sokaklarında toplamalıyız.
Hep birlikte çocukların bu zamansız-haksız ölümlerine her dilde ağıtlar yakmalıyız.
Öznel, düşüncel, imgesel, duygusal, fiziksel olarak bu aykırı-içsel yolculuğu kendi dışımıza doğru inançla gerçekleştirmeliyiz.
Yani…
Ortak-insanlık paydasında bir arada yaşayan eşit, özgür ve adaletli bir demokratik toplum öznelliği yaratmak için; öncelikle tüm algılama, hissetme, tasarımlama, kurgulama ve düşünme biçimlerimizde bir öznel ihtilal yapmalıyız.
Bir demokratik ortak-insanlık paydasında buluşmak, bu topraklarda çocuklarımızla hep birlikte eşit ve özgür yaşamak için, önce ötekiler üreten kendi etnik kimliklerimizden, savaş çığlıkları atan kendi hantal vücutlarımızdan ve kendi vahametli kurgularımızdan özgürleşmeliyiz.
Bir an da olsa…
Hepimiz, ansızın patlayan havan mermileriyle, bombalarla, Molotoflarla yaşamdan zamansız ayrılan çocukların yanan, parçalanan vücutları olmalıyız.
Hepimiz, istenmeyen bir savaşta ölen çocukların ağıt yakan annelerinin ve babalarının acılı yürekleri olmalıyız.
Hepimiz, bu kabul edilmez haksız çocuk ölümleri karşısında, ilahi adalet isteyen bir vicdan, evrensel bir yargıç-avukat, bir ebedi adalet çağrıcısı olmalıyız.
Hepimiz, bu kabul edilmez çocuk ölümlerini kendi öznelliğimizde yaşayıp, inadına bu çılgın topraklarda çocuklarımızın ortak geleceğini hep beraber düşünen kozmik akıl olmalıyız.
Hepimiz, hep birlikte barış ve mutluluk içinde bu ülkede yaşamak için ortak-insanlık paydalarını tasarlayacak zihinler ve duyarlılıklar olmalıyız.
Çünkü…
Çocukların yanan ve parçalanan umutları, düşleri, sadece ahlaki bir tutumu içermiyor.
Bu, sadece bir duygudaşlık meselesi de değil.
Çocukların beklenmedik haksız ölümleri, sadece bir hukuk meselesi değil.
Bu, sadece kamu güvenliği meselesi hiç değil.
Bu, ben utanıyorum “Siz utanmıyor musunuz” tarzında tepeden bakan, mağdurlar ve toplum karşısında kendini yüksek ahlak bilinci ilan eden, insanlığı ikiye bölen “soylu statüler” meselesi hiç değil.
Çünkü…
Uğur’un, Ceylan’ın, Serap’ın, Buse’nin haksız ölümünün yarattığı ilkesel şok, her şeyden önce, herkesin önce kendi kendisiyle bir öznel karşılaşma yapabilme meselesi.
Bu, öncelikle herkesin kendi içinde bir “öznel altüst oluş” yaşama meselesi.
Bu, her şeyden önce bir evrensel adalet duygusu ve bir demokratik öznellik meselesi.
Yani…
Bu, öncelikle, kabul edilmez bir haksızlık karşısında, evrensel adalet adına hepimizin kendi yaşamımızda, algılama, kurgulama, hissetme, tasarımlama, düşünme ve davranma süreçlerinde bir zihinsel-öznel ihtilal gerçekleştirebilme meselesi.
Bu, öncelikle, bir öznel yolculukla beklenen zamanda, beklenen yerde, beklenen biçimde, beklenen statüde olmayan, bir içsel dönüşüm, bir demokratik özne-oluş, bir evrensel ortak-insanlık yaratma meselesi.
Bu, öncelikle, bir yerel olayı, bir kabul edilmez haksızlığı, evrensel adalet boyutlarıyla içselleştirip; kendi kendimizle, yaşamımızla, beklentilerimizle, tarihimizle, geleceğimizle, dünyamızla olan imgesel-kurgusal ilişkimizde demokratik ihtilaller yapabilme meselesi.
Kısaca bu kabul edilmez haksız çocuk ölümleri, evrensel adalet boyutuyla bir insan olarak öncelikle herkesin kendi öznel varoluş meselesi.
Yani, bir özneleşme meselesi…
Tüm özdeksel-kimlik sınırları arasında özgürce dolaşan demokratik, evrensel bir ortak-insanlık öznelliği yaratma meselesi.
Tikelin farklılığında duraksamadan, genelin anonimliğinde kaybolmadan, yerel haksızlıkları evrensel boyutlara taşıyabilen bir demokratik özne-oluş süreci yaratma meselesi.
Her türlü özdeksel kimliğin, statünün ve aidiyetin ötesinde, hepimize, tüm çocuklarımıza açık, eşit ve özgür bir demokratik öznellik, bir ortak-insanlık gerçekliğinin bu çılgın topraklarda bu evrensel-demokratik özne-oluş sürecinde yaratılması mümkün, diyebilme meselesi.
İşte Uğur, Ceylan, Serap ve Buse bu topraklarda umutları parçalanan tüm çocuklar adına, hepimizi bu evrensel-öznel ihtilale, hepimizi bu demokratik-özneleşmeye, hepimizi bu adil toplumsal yapılanmaya davet ediyorlar.
İşte Uğur, Ceylan, Serap ve Buse hepimizi bu ülkede ortak-insanlık temelindeki herkese açık, eşit, özgür ve demokratik bir yurttaşlık öznelliği yaratılmasıyla sağlanacak evrensel adaleti gerçekleştirmeye çağırıyorlar.
Tüm çocuklar adına…
Çocukluğunun tüm samimiyeti ve masumiyetiyle hepimizin öznelliğine, tüm insanlığa sesleniyorlar
Adalet, vicdan, barış, eşitlik, özgürlük ve mutlu bir gelecek için...
METİN GÖNEN