|
"ADALETİN BU MU DÜNYA..." (Robert DE NIRO)
Orijinal Cinayet(ler) / Righteous Kill, ustalar ustası iki dev aktör Al Pacino ve Robert De Niro’nun çekip çevirdiği dostluğa dair bir güzelleme… Bu film, kanun namına hareket eden iki tecrübeli dedektifin, lanetlenme pahasına haksızlığa meyilli adalet terazisine başkaldırmalarını anlatıyor. Sonra masumlar, mağdurlar, kurbanlar ve sokakların adaleti adına bir seri katil ortaya çıkıyor. Adrese teslim kurşunlarla inanç yıkılıyor, doğru ve gerçeğin safında durmak ise inadına zorlaşıyor. Orijinal Cinayet(ler)’i, “Kızarmış Yeşil Domatesler” ile harika bir çıkış yakalayan ancak “88 Dakika”, “Kızıl Köşe”, “Savaş” ve “Çok Yakın ve Çok Özel” adlı diğer filmleriyle vasatı aşamayan Jon Avnet çekti. Filmin hikayesini, alengirli bir banka soygununu anlatan “İçerideki Adam”ın senaryosuyla adını duyuran Russell Gewirtz kaleme aldı. Orijinal Cinayet(ler)’in görüntü yönetmeni Denis Lenoir… Kurgu Paul Hirsch’e, özgün müzik ise Ed Shearmur’a ait… Pacino ve De Niro’nun başrollerini sırtladığı filmde, gözünüzü onlardan ayıramadığınız için '50 Cent' diye de bilinen Rap müziği yıldızı Curtis Jackson, güzeller güzeli Carla Gugino, Donnie Wahlberg, Trilby Glover, Brian Dennehy ve John Leguizamo’nun varlıkları “maksat yeşillik olsun”dan öteye gidemiyor. “Baba” serisi, “Köpeklerin Günü”, “Serpico”, “Sicilyalı” (Fidel’in Küba’sından kaçan adamın öyküsünün Türkçeye Sicilyalı olarak çevrilmesi gayet trajikomik bir hadisedir), “Carlito’nun Yolu”, “Kadın Kokusu”… Silahlara veda edip, iyi adam düşüne kucak açan yer altı gediklisi Carlito 'Charlie' Brigante, kuzuyken kurda dönüşen mafya babası Don Michael Corleone, kötü aynasızlara savaş ilan eden gözü pek polis memuru Frank Serpico, mükemmel bir yükseliş ve dibe vuruş tasviri çizen azılı gangster Tony Montana, “kibir en sevdiğim günahtır” derken ki haliyle insanın kanını donduran şeytan John Milton… Büyük ve unutulmaz filmler, onun varlığıyla ölümsüzleşen karakterler… İşte, 67 yaşındaki Al Pacino’nun 40 yıllık sinema macerasından kısa bir kesit. Gelelim diğer dev aktör Robert De Niro’ya… Koca külliyatının içinden seçtiğimiz “Bir Zamanlar Amerika”, “Taksi Şoförü”, “Sıkı Dostlar”, “Korku Burnu” ve “Kızgın Boğa” bile bugün 64 yaşında olan De Niro’yu tarif edebilmek için kafidir. Ve sıra Robert De Niro’nun sinema tarihine armağan ettiği içselleştirme incilerinde; ihtiyar halini aktörlerin tanrısı Marlon Brando’nun, gençliğini ise De Niro’nun canlandırdığı babaların babası Vito Corleone, “bana mı dedin?” monologuyla aynaya posta koyan efsanevi Travis Bickle (elleri gocuğunun cebinde kayıtsız ve aslında yapayalnızdır), pek meşhur boksör Jake La Motta, budala ve arıza tip Louis Gara, bir aileye dadanan psikopat katil Max Cady, efsanevi mafya lideri Al Capone, bildiğin şeytan nam-ı diğer Louis Cyphre…
BU FİLM KAÇMAZ Peki, Baba 2’nin çekimlerinde karşılaşmayan, Büyük Hesaplaşma’da küs oldukları gerekçesiyle planları ayrı ayrı çekilen bu iki usta aktör adamakıllı ilk kez nasıl bir araya geldiler? İsterseniz kısaca değinelim. Yönetmen John Avnet, hep çalışmak istediği Robert De Niro’ya filmin senaryosunu okutur ve onun onayını alır. Sonra De Niro’ya “hayalindeki oyuncu kim? Kiminle birlikte oynamak istersin” diye sorar, De Niro’nun yanıtı şaşırtıcıdır; “Tabii ki Al Pacino…”. Robert De Niro’nun kendisiyle çalışmak istediğini duyan Al Pacino da mutludur: “Senaryoyu bile okumadan filmin çekimlerine gitmek istedim. Çünkü biliyordum, bu herkes için çok keyifli olacaktı.” Elbette, filmde tonla klişe var, senaryo doyurucu değil ve kurgu da bozuk diyebilirsiniz, ancak resmen döktüren bu iki kurt aktör hatırına sinemaseverler bu filmi kaçırmasınlar. Orijinal Cinayet(ler) dün gösterime girdi. New York Polis Departmanı’nın en kıdemli dedektifleri Turk (De Niro) ve Rooster ( Pacino), meslekte geçen 30 yıl boyunca adalet sisteminin bozukluğuna ve tekmil haksızlığa şahit olmuşlardır. Turk, attığını vuran, dövüş ustası ve komple bir sporcudur. Rooster ise aşırı zeki, satranç dehası ve son derece soğukkanlı bir adamdır. Onların, emeklilikten önce çözmeleri gereken ilginç, özgün ve kafa karıştırıcı bir seri cinayet davası vardır. İşlenen 14 cinayetin kurbanları aslında azılı suçlulardır ve bir kişi, adaletin yapamadığını üstlenerek toplum adına toplu temizlik yapmaktadır. Katil, avcıyken ava, cellatken kurbana dönüşen ölü bedenlerin yanına dört satırlık şiirler ve infazda kullandığı tabancaları bırakmaktadır. Masumlar, mağdurlar ve onların yakınları ise, kahraman ve kurtarıcı belledikleri katile minnettardır. Hukuka saygıları çoktan tükenen, mesleklerine olan inançları azalıp, güvenleri zedelenen iyi yürekli iki dost, başlarında bulunan polis yüzbaşısı Hingis’in (Dennehy) acil çözüm istemesi üzerine nazlana nazlana harekete geçerler. Olay yeri inceleme ekibinden polis memuresi Karen Corelli (Guigno), Turk’un kendisine şiddet uygulamasını arzulayan uzatmalı sevgilisidir. Corelli’nin titizlikle incelediği kanıtlar, seri katilin polis departmanında görev yaptığını ortaya koymaktadır. Namı yürümüş deneyimli Turk ve Rooster’in gölgesinde kalan dedektifler Perez (Leguizamo) ve Riley (Wahlberg) ise rüştlerini ispatlamak gayretiyle çözüm adına insanüstü bir gayrete girişirler. Çok geçmeden erkekler tuvaletinde kokain kullanırken polise enselenen seksi avukat Jessica (Glover) ve New York’a uyuşturucu zerk eden çete lideri “Örümcek” (50 Cent) de öyküye katılır. Şüpheler giderek haksızlığa isyan eden ve suçlulara karşı acımasız davranan Turk’un üzerinde toplanmaktadır. Ama gerçek sanıldığı kadar basit değildir, sır perdesi aralanmadan karar vermek tuzağı görmezden gelmek demektir.
(Cumhuriyet Gazetesi'nin 27 Eylül 2008 tarihli Hafta Sonu ekinde yayımlanmıştır.) |