|
(HERKESİN KEYFİ YERİNDE / Everybody's Fine)
Hollywood sinemasının Uzakdoğu ve Avrupa’nın ‘önemli’ filmlerini Amerikanlaştırma eğiliminin son zamanlarda zirve yaptığını söylemek yanlış olmaz. Çoğunlukla filmlerin özünün zedelenmesi sonucunu doğuran bu eğilim, Martin Scorsese’nin “Köstebek”inde (The Departed) olduğu gibi ‘başarılı’ yeniden çevrimleri de doğurabiliyor. Genellikle yakın zamanlardan filmleri Amerikanlaştırma çabası içine giren Hollywood, “Herkesin Keyfi Yerinde”yle neredeyse 20 yıl öncesinden gelen bir filme elini uzatıyor ve bu anlamda bizi şaşırtıyor. Giuseppe Tornatore’nin Marcello Mastroianni’li aynı adlı filmini kendine malzeme yapan bu çalışma, çocuklarını birer birer ziyaret ederek ‘sürpriz’ yapmaya çalışan bir babanın gerçeklerle yüzleşme hikayesini anlatıyor. Orijinal filmde de temel izlek buydu, ancak Tornatore’nin hikaye kurgusunda yaptığı küçük numaralarla filmin duygusu eksizsiz geçiyordu izleyiciye. Buradaysa bu duygunun biraz kırpılarak (bazen de abartılarak) önümüze geldiğini söyleyebiliriz. Tipik Hollywood melodramatik hikaye anlatımı modelinin yansımaları bu filmi de ele geçiriyor ve zaman zaman ‘duygu sömürüsü’ boyutuna taşıyor yapımı. Oysa ki Tornatore’nin filminde ayaklarını yerden kaldırmadan yolculuğunu sürdürüyordu baş karakter ve ‘gerçekler’le yüzleşmenin onda yarattığı ‘tahrip edici’ durumu tastamam veriyordu bizlere. Öte yandan oyuncu seçiminden başlayarak erdemleri de olan bir film “Herkesin Keyfi Yerinde”. Robert De Niro, son zamanlardaki en ‘dayanaklı’ rollerinden birini canlandırırken, çocuklarını canlandıran Drew Barrymore, Kate Beckinsale ve Sam Rockwell de hikayeyi taşıyan performanslar sergiliyorlar. Tornatore’nin ne yapılırsa yapılsın yıkılması mümkün görünmeyen hikayesi de İngiliz yönetmen Kirk Jones’a baştan avantaj sağlıyor, sonrasını da zorlanmadan getirmesine yardımcı oluyor.
(arkapencere.com internet dergisinin 5 Şubat 2010 tarihli sayısında yayımlanmıştır.) |